Bazı soruların cevaplanması çok basittir: İnsan oğlu neden ateşi buldu? Pek tabii soğuktan korunmak için… Peki ya neden alet geliştirdi? Elbette avlanmak ya da gündelik işlerinde kullanmak için…
Ama insanoğlu neden şarkı söyledi – neden müzik yaptı? diye sorduğunuzda bunun cevabı önceki sorular kadar kolay olmayabilir…Hatta bir müzisyenin kendisi bile bu işi neden yaptığını tam olarak açıklayamayabilir…
Şimdi ben, müziği hayatın vazgeçilmez bir parçası olarak gören arkadaşlara soruyorum: “Müzik” sizin için neden bu kadar önemli?
Ayrıca toplumda müziğe aşırı ilgi duyan çoğunluğa karşın, perde farklılıklarını duyamayan – ritmi hissedemeyen hatta komple bu sanatı gereksiz bulan insanlar da var…
Müzik neden var sorusu öyle bir soru ki; yıllardır bilim insanları ve filozoflar tarafından da tartışılıyor Bugün bu videoda, bu soruya cevap vermek için ortaya atılmış- üç temel teoriden bahsedeceğim… Bu 3 farklı görüşü – bana göre en saçma-alakasız olandan – en mantıklı bulduğum teoriye doğru sıralayarak sizlere anlatmaya çalışacağım…
Her ne kadar bu soruya kesin bir cevap vermek çok güç olsa da, bu teorilerin videoyu sonuna kadar izleyen arkadaşların beyninde bir ışık yakacağını düşünüyorum. Çünkü bu teorilerden bahsederken – aynı zamanda evrim teorisinden – beynin çalışma prensiplerinden hatta İncil Kuran gibi dini metinlerden de yararlanacağız…Umarım sizler için güzel bir düşünme pratiği olur…Hazırsanız vakit kaybetmeden ilk teoriden başlayalım…
Müzik “İşitsel bir Cheesecake’tir” teorisi…
İŞİTSEL TATLI TEORİSİ
Müziğin neden var olduğuna dair elle tutulur – rasyonel – herkes tarafından kabul edilecek bir sebep bulamadığınızda – ki böyle bir şey bulmak neredeyse imkansızdır- rahatlıkla onun özünde faydasız olduğunu iddia edebilirsiniz…
Videonun başında dedik ya ateş neden var? cevabı belli… İşte neden aletler geliştirildi? cevabı belli…Neden köprü yaptın, araba yaptın, bilgisayar yaptın bütün bunların cevabı belli…Yani bu saydıklarımız aslında bir amaca hizmet ediyor. Ya hayatı kolaylaştırıyor ya da insanın hayatta kalmasına yardımcı oluyor…
Ama Beethoven’ın 2. piyano konçertosunun hayatta kalma ile ilgili ne gibi bir faydası var? Ya da Tarkan’ın işte “kuzu kuzu geldim şarkısı” yarar – fayda bakımından bize ne gibi bir şey sağlıyor…Yani bunları hayatımızdan çıkardığımız zaman neyden mahrum kalıyoruz tam olarak? Asıl önemli nokta bu…
Köprüyü yıkarsan karşıya geçemezsin – ateş kullanmazsan ısınamazsın – bilgisayar olmasa hayatın bu kadar kolay olmayabilir, peki ya bir konçerto ya da bir şarkı yok olduğunda dünyadan ne eksilecek?
Bir evrimsel psikolog olan ve “Zihin Nasıl Çalışır” kitabının yazarı Steven Pinker’a göre böyle bir durumda hiçbir şeyden mahrum kalmıyoruz: O bu konuda şunları söylüyor:
“Biyolojik sebebi ve sonucu düşünüldüğünde müzik faydasızdır. Uzun bir hayat yaşama – torun sahibi olma veya dünyayı doğru algılayıp anlama gibi bir amaca hizmet etmez. Dil, öngörü, sosyal muhakeme ve fiziksel bilgilere kıyasla müzik, tarihe karışması durumunda, hayat tarzımızı hiç değiştirmeyecek bir şeydir…
Tabi Steven Pinker bu görüşün mimarlarından olsa da, bu şekilde düşünen sadece kendisi değil.
Psikolog Dan Sperber de… Kozmolog John Barrow’da müziğin insanın hayatta kalması için herhangi bir fayda sağlamadığını savunuyor.
Şimdi arkadaşlar ilk bakışta bu düşüncenin iğreti geldiğini biliyorum ama burayı biraz açacak olursak: aslında bu insanların savunduğu temel de iki şey var:
Birincisi müziğin; hayatımızı kolaylaştıran ya da değiştiren herhangi bir fayda sağlamadığını , sadece ve sadece keyif amaçlı yapılan bir davranış olduğunu söylüyorlar…çünkü müzik gerçekten de beynin ödül merkezlerini çalıştırarak bizi mutlu ediyor – ruh halimize iyi gelmesinin sebebi bu…
ikinci olarak da burası daha önemli: tarihsel süreçte müziğin yan ürün olarak ortaya çıktığını savunuyorlar. Yani ne demek bu yan ürün. Bize asıl fayda sağlayan – hayatta kalmamıza yardımcı olan bir başka şey var, müzik de bu asıl faydalı olan şeyin yan ürünü olarak hayatımıza giriyor…
Nedir o bize fayda sağlayan asıl şey: Dil – yani konuşma yeteneğimiz.
İletişim kurabilmek – plan yapabilmek yani anlaşabilmek için ilk önce sesteki perde ve ritim farklılıklarını kullandık, tarih sahnesinde…bu farklılıkları işlemleyebilecek bir beyin kapasitesine sahip olduk, sonrasında ise müzik, bu iletişim için geliştirilmiş beceriyi zevk uğruna sömüren bir parazit haline geldi:
Burda da tatlı örneğini veriyor zaten cheesecake örneğini veriyor: İnsanlar tatlıyı hayatta kalmak için icat etmedi. Bir zevk ürünü olarak ortaya çıktı. Asıl hedef şeker ve yağa ulaşmak. Çünkü bize iyi gelen – kısa sürede enerji veren şeyler bunlar. İnsanlık tarihi boyunca beynimiz bununla ilgili bir ödül mekanizması geliştirdi ve biz de ne zaman tatlı yesek mutlu olur hale geldik.
Müzik de tıpkı bir tatlı gibi beynin ödül merkezlerini hackleyen sesler bütünüdür diyor Steven Pinker. Onun bu konudaki şu ünlü açıklamasına bir göz atalım…
“Müzik işitsel bir cheesecake’dir. Tıpkı cheesecake’in damağı gıdıklaması gibi, beynin önemli bölgelerini oldukça keyif verici bir şekilde gıdıklar…Yani müzik, saf bir zevk teknolojisi gibi duruyor, kulaklarımızdan aldığımız ve aynı anda bir yığın zevk devresini harekete geçiren bir eğlence uyuşturucusu kokteyli gibi.”
Tabi bütün bunları sokaktan geçen alelade bir adam söylese dikkate almayabilirsiniz. Ama tüm bu adını saydığımız insanlar, gerek beyin işleyişi gerek evrimsel tarih alanında yıllarca çalışmış, hatta bu konuda öncü insanlar….Söyledikleri her ne kadar dar bir pencereden bakıyor olsa da haklılık payı da yok değil… Çünkü insan yaptığı işlerde fayda arayan bir varlık…
Bence bütün sanatçılar da hayatlarının belli bir bölümünde bu tarz düşüncelere kapılıyor… Benim de “ben bu işi niye yapıyorum ki” – bunun kime ne faydası var ki sorularıyla uğraştığım hatta hafif bunalım diyebileceğim bazı dönemlerim olmuştu…
Şimdi şöyle düşünün: Piyano üzerinde insana güzel gelen ve estetik haz yaşatan bir takım sesleri bir araya getirmeye çalışıyorsunuz, yaptığınız işin en kabaca tanımı bu. Ama bir gün geliyor ve kendinize şu soruyu soruyorsunuz: bunun kime ne gibi bir faydası var? Dediğim gibi Do majör Keman Konçertosunun varlık amacı ne? Steven Pinkler’ın bahsettiği o estetik haz dışında?
Ama sonrasında bu açıdan bakarak, daha da önemlisi sadece kendi zamanımızdan – kendi tecrübelerimizden yola çıkarak, müzik faaliyetini faydasız olarak etiketlemenin biraz fazla genellemeci olduğunu fark ettim ki birazdan göreceğiniz gibi …bu tarz teorileri de çürütmek hiç de zor değil arkadaşlar. Tabii ki insanı düşündürüyor – yeni kapılar açıyor ama içinde yanlışların olduğunu da çok açık…
Bir kere müzik sadece zevk ile ilgili bir şey değil. Hem insan hem de toplum için birçok faydaya sahip. En basitinden anne- bebek ilişkisini düşünün… Anneler çocuğunu uyutmak ya da sakinleştirmek için müzikten faydalanır. Hatta müziğin bu anne-bebek ilişkisinden doğduğunu iddia eden bir teori de var ama ben bu teorinin çok cılız olduğunu düşündüğüm için ana teoriler arasına eklemedim.
Yine de kısaca örnek verecek olursam: Ninni okumak evrensel bir kültür mesela. Yani ninniler değişir ama ninni okuma faaliyet değişmez. Dünyanın her yerinde kullanılıyor…Bir anne, özellikle çocuğu ile iletişim kurarken çok ciddi bir şekilde müzikte kullandığımız perde ve süre farklılıklarından yararlanıyor…
Ayrıca müziğin birleştirici bir gücü de var. Sosyal ilişkilerde bağları kuvvetlendiriyor…Her 5 yılda bir bu siyasi partiler neden saçma sapan şarkılar yazıp sokakta geziyorlar zannediyorsunuz…Ya da büyük markalar neden onların marka bütünlüğünü oluşturacak ve müşteri ile daha iyi bir bağ kurmasını sağlayacak jingle’lar kullanıyor mesela…Ya da bir sporda taraftarlar ya da savaşa giden askerler neden hep birlikte marş okuyorlar…
E bir de hafıza için önemini düşünün mesela… Yani yazı, insanlık için çok yeni bir şey…Koskoca bir insanlık tarihini düşündüğünüz zaman yazılı kültür bu sürenin çok az bir bölümünü kapsıyor… Sözlü kültür için bir faydası yok mu müziğin…Siz düz bir konuşmayı mı daha çabuk ezberler ve daha uzun süre hatırlarsınız yoksa bir şarkıyı bir melodiyi mı? Melodilerin beynin içine işleyebilme gibi bir özelliği var ve yıllar boyunca unutulmuyor…
Bunun da en güzel örneği: dini metinler…
Bugün Kuran okuma yarışmaları düzenleniyor, bir melodiyle okunuyor – işte ayetleri açıp bakarsanız içinde nakarat gibi bir sürü tekrarların da olduğunu görürsünüz? Neden var bu kadar tekrar? Neden illa ki melodik okunmak zorunda…Benzer şekilde, Mezmurlar kitabı – popüler ismiyle Zebur – tamamen şiirsel ve müzikal bir yapıda…Bunun sebebi ne? En büyük sebeplerinden biri hafıza için tabii ki.
O yüzden müzik özünde faydasızdır demek çok havada kalıyor benim için…
Fakat bu teoriye en büyük darbeyi David Huron adında Kanadalı bir müzikolog zaten vuruyor arkadaşlar…Keyif veren diğer şeylerle bir kıyaslama yapmış ve diyor ki… eğer müzik sadece keyif veren bir davranış olsaydı…eroin- alkol ya da sigara gibi…bu özelliğe sahip olanların ciddi bir dezavantajı olurdu ve bu kadar senedir, bu kadar geniş kitleler tarafından sahiplenilmezdi…
Dünya üzerinde medeni-ilkel hiç fark etmez her toplumda var olan bir şey müzik…Oysa biz biliyoruz ki sadece keyif veren maddeleri uzun süre tüketen insanların ciddi sağlık problemleri olur. Daha kısa bir ömre sahip olurlar mesela, hem kendi sağlıklarını ihmal ederler – hem de yolun sonu bağımlılığa çıktığı için kötü ebeveyn olma eğilimi gösterirler…
Bu yüzden David Huron – evrimsel süreçten bahseden bu teoriyi sert bir dille eleştiriyor: hem faydasız hem de sadece zevk için yapılan bir faaliyetin tarihte bu kadar uzun süre uygulanması bir çelişkidir diyor…
Ki bu teorinin gözden kaçırdığı çok çok büyük bir detay var ki onu zaten 3. teoride göreceğiz..
CİNSEL SEÇİLİM TEORİSİ
Şimdi arkadaşlar geçelim ikinci teoriye… CİNSEL SEÇİLİM teorisi.
Bu teoriyi anlatırken özellikle 2 isimden bahsedeceğim. Birincisi tabii ki evrim teorisiyle ünlü Charles Darwin, ikincisi ise Bilişsel Psikolog Geoffrey Miller.
Öncelikle Darwin’den başlayalım tabiki. Charles Darwin 1871 yılında yayınladığı “İnsanın Türeyişi” kitabında, şimdi konuşacağımız cinsel seçilim teorisini anlatırken… canlılarda kendisini daha çekici kılmaktan başka herhangi bir hayatta kalma gayesine hizmet etmeyen özelliklerden bahsediyor:
Şimdi tamamen faydasız düşüncesini bıraktık – üremek için faydalıya geldik…
Burada gösterdiği en büyük örnek ise tavus kuşlarının kuyruğu. Gerçekten de bir tavus kuşunun o devasa kuyruğu kendisine her açıdan zorluk çıkarır: hem onun uçmasını zorlaştırır hem onu yavaşlatır ama en önemlisi ormandaki diğer yırtıcıların dikkatini kendi üzerine çekmesine sebep olur. Yani neresinden bakarsanız bakın bu özellik tavus kuşunun hayatta kalmasına bir fayda sağlamaz…Darwin için bu bir sorundur…Bu yüzden cinsel seçilim diye bir fikir ortaya atar…
Bu kuyruk her ne kadar bir taraftan tavus kuşunun başına dertler açsa da diğer taraftan dişileri etkilemenin bir yoludur der. Kuyruk ne kadar parlak – ne kadar büyük ve ne kadar heybetli olursa dişiyi etkileme şansı o kadar yüksektir bu teoriye göre. Çünkü karşı cinse “” hmm bu erkeğin bu devasa yüke rağmen hayatta kalabilecek harika genleri var” mesajını yollar..
İşte Darwin de müziği tavus kuşunun kuyruğuna benzetiyor ve yine aynı kitapta şunları söylüyor:
“Müzikal nota ve ritimlerin ilk olarak insan oğlunun dişi ya da erkek ataları tarafından karşı cinsi etkilemek amacıyla edinildiğini düşünüyorum. Bu şekilde müzikal notalar canlının hissedebileceği en güçlü arzularla yakından ilişkili hale geldi ve sonrasında da içgüdüsel olarak kullanıldı. “
Yani şimdi bu teori için şunu söyleyebiliriz arkadaşlar: müzik; karşı cinse mesaj vermek için yapılan bir faaliyet: Birinci mesaj: Şarkı söyleyebilen ve dans edebilen her kişi olası eşlere bir bakıma… dayanıklılığını – fiziksel ve zihinsel sağlığını göstermiş oluyor. Yani iyi genlere sahip olduğunu…Yani yetenekli olduğunu…İkinci olarak da bir kişi müzik veya dans konusunda uzmanlaşmış biriyse eğer…vaktini tamamen gereksiz bir hüner için harcayabilecek kadar yemeye ve paraya sahip olduğu anlamına geliyor…
Bu erkeklerin lüks araba sevdasına benziyor biraz…Yani kadınların lüks arabayı sevmelerinin sebebi arabanın kendisi değil biliyorsunuz ki , önemli olan bu durumun arkasında saklı olan vermek istediği mesaj. İşte ne kadar varlıklıyım sen hayal et ya da başka bir ifadeyle korkma fakir değilim mesajı…Müzik de yine faydasız olarak görüldüğü için bu teoriye göre, bir insan vaktini böyle bir işe harcayabiliyorsa arka planda zaten varlıklıdır imajı çiziyor…
Şimdi bu teoriyi destekleyen bazı bulgulara bakalım sonrasında yine eleştireceğimiz bir kaç nokta olacak: Öncelikle müzik faaliyetinin insan hayatında en fazla önem kazandığı zaman olan: “Ergenlik” bu teoriyi destekleyen en güçlü bulgulardan…. 14 yaşında müzik yapanların oranı ile 40 yaşında müzik yapanların oranını kıyasladığınızda arada çok büyük bir fark olduğunu görürsünüz… Bu da cinselliğin ilk keşfedildiği zaman ile müziğin insan için çok önem kazanmasının, aynı dönemde ortaya çıktığını göstererek bu teoriyi kuvvetlendiriyor…
İşte tam bu nokta da Bilişsel Psikolog Geoffrey Miller devreye giriyor ve bu teorinin günümüz müzik dünyasını açıkladığını savunuyor arkadaşlar. Biliyorsunuz ki günümüz pop ya da rock yıldızları ya da sanat dünyasında herhangi bir star karşı cinsi etkileme konusunda zirveyi kimseye bırakmaz:
Mesela 1970’lerde büyük konser turneleri düzenleyen Led Zeppelin grubunun solisti Robert Plant bu konuda şu yorumu yapmış:
“Yolum hep aşka çıkıyordu, hep. Hangi yoldan gidersem gideyim arabam beni eninde sonunda yaşadığım en muhteşem cinsel münasebetlerden birine götürüyordu.”
Şimdi çok açık ki bu teorinin de haklı olduğu bazı noktalar var ama bu, onu eleştirmeyeceğimiz anlamına gelmiyor… Önceki teoride zaten müziğin bir takım faydalarından bahsetmiştim, o yüzden burada tekrarlamayacağım ama bu teorinin en çürük noktası bence müziğin faydasız olduğunu söylemesi değil. Cinsellik açısından – insanlar için düşündüğümüzde özellikle – üremek için olan çiftleşmekle – zevk için yapılan cinsel ilişkiyi birbirinden ayıramaması…
Çocuk sahibi olmak istediğiniz – yani üremek istediğiniz eşle – cinsel yönden en çekici bulduğunuz eş birbirinden farklı olabilir ve bu, her insan için oldukça karmaşık hatta cevaplaması çok zor bir sorudur. Bir kadının rock starla cinsel ilişki yaşamak istemesi – ondan çocuk sahibi olmak isteyeceği anlamına gelmez ki…
Hadi erkekler için bu konular biraz daha basit diyelim onu da diyemeyiz ama hadi dedik diyelim, kadınların bu konuda nasıl davranacağını kestirmek zaten imkansız… Hele hele bunu tavus kuşları üzerinden yapmak bence çok mantıksız…Yani belki dişi tavus kuşları etrafta heybetli kuyruğa sahip erkeklerin artmasından dolayı şikayetçidir – dönem erkeklerini fazla feminen buluyorlardır belki…. Bir dişinin aklından geçenleri nasıl bilebilirsiniz ki?
Bu teoriye söyleyebileceğimiz bir diğer eleştiri de özellikle Miller’ın günümüz müzik dünyasını açıkladığına dair görüşüne…Bu da sadece ve sadece şu anda var olan kültür üzerinden yapılmış bir yorum arkadaşlar…
Bugün belki müzisyenler toplum için çok değerli çok karizmatik durumda. Konser geleneği almış başını yürümüş. Megastarlık – biz sanatçıyız özeliz havalarından geçilmiyor maşallah. Ama bu çok yeni bir şey. Bu kültürün tarihine bakarsanız 500 yıl bile demez ki…Türkiye’de zaten ilk konserler cumhuriyet sonrası…öyle megastarlık rockstarlık falan çok çok daha yeni, 100 yıl bile değil. Eski zamanlarda müzisyenlerin herhangi bir zanaatkardan farkı yoktu ki. Bach’ın Mozart’ın herhangi bir… diğer el emeği ile yapılan işlerden bir aşçıdan bir marangozdan ne gibi bir farkı vardı ki….
Hatta Da Vinci’nin bir hikayesi var: kendisinden resim talep eden bir müşteriye dava açıyor bu yüzden…Da Vinci miydi evet evet Da Vinci.. Çünkü resmin çerçevesini yapan adamla aynı parayı kazandığını öğreniyor işi teslim ettikten sonra… Çünkü o zamanda her ikisi de el emeği bir farkı yok, güzel sanatlar dediğiniz kavram çok yeni…
Mozart da mesela Salzburg başpiskoposunun sarayında çalışırken mektuplarında uşaklarla aynı masada yemek yemekten ve sıradan bir hizmetkar gibi muamele gördüğünden bahsediyor ve bundan rahatsızlığını dile getiriyor…Ama durum bu….
O yüzden müzik nereden geldi sorusuna daha mantıklı bir cevap vermek istiyorsak, böyle günümüz megastarlığını ya da 500 yıl öncesini falan değil çok çok daha eskilere gitmemiz gerek…Medeniyetin olmadığı, değil güzel sanatların…daha şehirlerin – köylerin bile kurulmadığı insanlığın o ilk adımlarına…..
“DİLİN ÖNCÜSÜ OLARAK MÜZİK”
Evet arkadaşlar geldik son teoriye. Zaten bu bölüme kadar önceki iki teoriyi işlerken müzikle alakalı pek çok şey söylemiş olduk…Bu bölümde hem bu söylediklerimizi toplayalım hem de benim en çok sevdiğim 3. teoriye geçelim…
Şimdi Charles Darwin’in de… ilk teoriyi savunan Steven Pinker’ın da mutabık kaldığı bir şey var: o da müziğin dilden önce var olduğu düşüncesi… ama onlar bu kısmı biraz hızlı geçip – çok önemli detayları atlıyorlar ve bence çok büyük bir gerçeği göz ardı ediyorlar…
Bir sinirbilimci Steven Brown bu eksik kalan noktayı tamamlıyor, birazdan onun teorisinden bahsedeceğim ama ilk önce şu herkesin mutabık kaldığı dilden önce de var olan müziği bir hayal etmenizi istiyorum…Burası kritik çünkü…
Bu dilden önce var olan müzik için… bir kuşun ya da bir şempanzenin bir tehlikeyi çevresindekilere bildirmek için çıkardığı o “alarm ya da çağrı” diyebileceğimiz o sesleri düşünün… İletişim kurmak için henüz daha komplike dil yapıları oluşmamışken – sözcükler oluşmamışken – sesteki perde ve süre farklılıklarını kullanarak – karşı tarafa bir şeyler anlatma durumundan söz ediyoruz burada.
İşte Steven Brown da insanlık tarihinde böyle bir süreç yaşandığını savunuyor… dil ve müziğin ortak atası olarak tanımladığı bu şeyi ‘musilanguage’ olarak adlandırıyor – yani ilk önce ses çıkarmanın genel – ortak bir atası vardı, bu dönemde biz de cıvıltı – alarm – çağrı – çığlık – inleme gibi bir takım basit sesler kullanıyorduk..
Sonrasında bu ortak atadan – sözcükler cümleler -gramer yapıları – bilgiyi taşımak için oluştu yani dil oluştu… daha sonrasında müzik, dilden ayrılarak bilgiyi değil -duyguyu taşıyan bağımsız bir faaliyet haline geldi…
Peki konuşmayı öğrendikten sonra neden müzik faaliyetini durdurmadık? İşte diğer 2 teorinin göremediği – bu teorinin ise de bize kazandırdığı nokta şu: Müziğin ayrı bir alan haline gelmesi, ne sadece keyif için – ne de cinsellik için…Yani evet bu ikisi içinde kullanılabilir elbette ama müziğim evriminin bunlardan daha geçerli bir sebebi var. Nedir o: “Bilişsel Gelişime Katkı Sağlamak”
Şimdi fayda fayda dedik ama.Bir insan için bilişsel yetenekten daha büyük bir fayda olabilir mi? Ya müzik faaliyeti, türümüzün motor kabiliyetlerinin – dil için gereken son derece ince kas kontrolünün gelişimini sağladığı için evrilip bu kadar kompleks hale geldiyse? Ya da müzik, dil yeteneği kazanabilmenin bir ön koşuluysa…
Bugün çocuklar üzerinde yapılan araştırmalarda çok açık ve net bir şekilde görülüyor ki erken yaşta müzik eğitimi alan çocukların dil öğrenimi almayan akranlarına kıyasla çok ileri düzeyde seyrediyor. Aslında müzik eğitiminin bilişsel olarak daha başka faydaları da var, sadece dil değil. İşte ilk bölümde sözünü ettiğimiz hafıza üzerine ya da konsantrasyon üzerine mesela…Ama dil konusundaki artıları azımsanamayacak kadar fazla.
Yani bugün iki ayrı alan olarak bildiğimiz karmaşık dil ve müzik yapıları… Steve Brown’un bahsettiği o ortak atadan gelmiş ve müzik bilişsel bir ilerleme sağladığı için evrilmeye devam etmiş olabilir…Kendisinin dil ve müzik üzerine söylemiş olduğu şu söze bir göz atalım:
“Müzik ve dil faaliyetlerinin, paylaştıkları yapısal özellikler tesadüfi olmaktan ziyade, ortak bir evrimsel atadan doğmalarının sonucudur; ben bu ortak aşamayı ‘musilanguage’ (müzik-dil) olarak adlandırıyorum. Müzik, bir sesin duygusal anlamını taşırken, sözcükler de bilgi verici olarak kullanılıyor ve bu iki alan – ortak bir atadan gelerek – birbirine karşılıklı bir şekilde gelişiyorlar…
Bu teoriyi pek çok yönden mantıklı buluyorum ben: hem müziği hala bir iletişim biçimi olarak gördüğü için – hem de insan beyninin çalışma prensiplerini – yani müzik ve dilin insan beyninde oluşturduğu etkilerin neden bu kadar birbirlerine benzediğini ele aldığı için… ama en önemlisi müziğin sağladığı faydaları- yani müzisyen olan birinin müzisyen olmayana kıyasla nasıl zihinsel bazı avantajlara sahip olduğunu açıkladığı için kendime yakın buluyorum diyelim…
Tabii videonun başında söylemiş olduğum gibi bu konu üzerinde söylenmiş başka teoriler de var…Videoyu uzatsak sabaha kadar konuşabiliriz…Ama bu tip zor soruların tek bir cevabı olmuyor maalesef… Benim için cevap – bu zor sorulara yanıt aramak için ortaya konmuş bu tarz teorilerin karışımından çıkıyor…Aslına bakarsanız bu 3 teorinin de haklı olduğu yanlar var bence.
Teorileri bir kenara atarsak, bu videoda konuşmadığımız daha pek çok önemli şey de var aslında: Örneğin daha hayvanların müziği nasıl kullandığından hiç bahsetmedim…İletişim için kurdukları o düzenli repertuarlardan biraz da olsa bahsetmek istiyordum… “Balinaların Şarkısı” bölümünde bu konuya biraz giriş yapmıştık…Bana destek olmak isteyenler katıl üyesi olarak o videoyu da izleyebilir.
Bunların haricinde ayrıca bilişsel seviye arttıkça müziğin hangi yönde evrildiğini de konuşmak gerek… Mesela medeni dünya ile hiç temas kurmamış kabile lerin müziklerini düşünün… Onların müziği nasıl ele alıp nasıl kullandığından…Daha sonrasında kıyas yapabilmek adına bizim medeniyetimizde müziğin geldiği o entelektüel seviyeden konuşmak gerek…
Yani çok ufak şunu söyleyeyim: Bir Klasik Müzik konserini düşünün mesela… Sadece oturarak dinlenilen tamamıyla zihinsel – bilişsel bir aktiviteye dönüştü müzik…Bu bizim kendi kültürümüzde de var: Türk Musikisi’nde de durum aynı… Itri mesela…Kalkıp dans edemez veya bedensel bir dil hareketle eşlik edemezsiniz o müziğe…Zihinsel bir aktivitedir…Bu doğal mıdır tartşılılır ama videoyu çok uzatmamak adına bu kadarıyla yetineyim…
Ayrıca bu tek bir yerden gelme düşüncesini de konuşmak istiyordum: Nasıl ki bugün evrim teorisi bize, canlılığın vücut olarak – madde olarak tek bir hücreden evrilip sonradan çeşitliliğe ulaştığını söylüyorsa – ki bu düşünceyi pek ala dini metinlerden de çıkarabiliriz: Örneğin Kuran’daki Enbiya Süresi 30. ayette “ canlı olan her şeyi sudan yarattık” cümlesi geçiyor…
Tıpkı bu duruma benzer bir şekilde dil ve müzik gibi dünyanın her toplumunda farklılık gösteren faaliyetlerin de tek bir kökten geliyor olma ihtimali var? Aklıma başka başka şeyler de geliyor: Hindu ayinlerinde dua ya da meditasyonlarda söylenen om sesi mesela… tek bir hece, evrenin özü olarak kabul ediliyor…
Ama bu seferlik videoyu burada bitirelim diyorum… Bu konuları başka videolarda uzun uzun işleriz…. Bugünlük benden bu kadar olsun.
Bir sonraki videoda görüşmek üzere…Müzikle Kalın..Sevgiler