BALİNALAR NEDEN 7/24 ŞARKI SÖYLÜYOR?

Eski çağlarda denizciler okyanusun, derinlerden gelen bazı sesler duyardı…

Ürkütücü ve biraz da tuhaf olan bu sesleri hayalet ya da ruhlara atfeder… onları bu gizemli güçlerden koruması için Tanrı’ya dua ederlerdi…

Fakat duydukları bu sesler ne hayalet ne de ruhlardan geliyordu..Aslında bu sesler yeryüzünün en büyük beyin hacmine sahip canlısı olan balinalara aitti..

Ortada gizemli ya da tehlikeli bir şey de yoktu.. Bu ilginç sesler balinaların nesiller boyu söyledikleri şarkılardan ibaretti…

Bu durum o kadar eşsiz bir şey olarak kabul edildi ki, insanlık 1977 yılında dünyamızı temsil etmesi uzaya gönderdiği Voyager Altın Plakları’na, Bach ve Mozart gibi besteciler harici balinaların şarkılarını da koydu. 

Yani insanoğlu, uzaydaki olası zeki yaşam formlarına kendini tanıtırken, kendi müziği kadar balinaların şarkılarına da güvendi.

Evet eğer müzikte belirli bir tarz dışına çıkmakta zorlanan biri iseniz bu videoda söyleyeceklerim size biraz garip gelebilir…Ama dürüst olmak gerekirse balinaların şarkı söylediği düşüncesi bir müzisyen olarak en çok bana garip geliyor… 

Bu olayı ilk kez duyduğumda saatlerce balinaların kayıtlarını dinlemiştim ve bu olayla alakalı yazılan şeyleri büyük bir merakla okumuştum. Daha sonra aklıma, acaba gerçekten bir kültürle karşı karşıya olabilir miyim? sorusu geldi. 

Çünkü dünya üzerinde ne kadar çeşit müzik varsa hepsini dinlemeye gayret eden birisi olarak şunu çok iyi biliyorum: yeni kültürlerle ilk kez karşılatığımızda onları garipseriz… 

Bu kendi kültürümüze alışkın olmakla alakalı bir durum. Bir batılının arabesk müzik dinlediğini hayal edin mesela, ilk bakışta garipseyecektir tıpkı  jazz blues’un bir zamanlar klasikçiler tarafından garipsenmesi gibi.. 

Fakat bir şeyi garipsiyor olmamız onun kültür olmadığı ya da onun değerli olmadığı anlamına gelmez. 

Biz o kültürü o dili kendi alışkanlıklarımızdan dolayı anlamıyor olabiliriz. O yüzden bugün dinleyeceğiniz seslere bu gözle bakmanızı istiyorum. Kendi alışkanlıklarımızı ve özellikle kendi alışkanlıklarımızın bir çıktısı olan mükemmellik beklentimizi bir kenara bırakmamız gerekiyor..

Evet gelelim en merak edilen yere..Şimdi size balinaların okyanusun altında çıkardıkları sesleri, üzerinde hiç bir oynama yapmadan, dinleteceğim… ki zaten siz de bunun gibi yüzlerce kayda internet üzerinden ulaşabilirsiniz ama benim burada yaptığım bir diğer şey balinaların çıkardıkları sesleri bir şarkı olarak tanımlayabileceğimizi göstermek için bazı görsellerden yardım almak olacak…

Patternleri nasıl sırayla takip ettiklerine dikkat edin…sonrasında balinaların bu gizemli davranışı hakkında daha detaylı konuşacağız..

….

Elbette duyduğunuz bu sesler pürüzsüz bir armoniye ya da hatasız bir ritme sahip değil. Bunu beklemek zaten saçma olurdu. Ancak, bir müzisyen olarak şunu söyleyebilirim ki gözlemlenebilir net bir yapıya sahipler:

Sesler arasında yapısal ve tekrarlayan patternler mevcut. Kayıtları uzun uzun dinlediğinizde, belli bir bölümün nakarat gibi kullanıldığını, motif ve bölümlerin düzen içerisinde tekrar ettiğini görürsünüz.

Ayrıca balina şarkıları genellikle uzun süreli ve kesintisiz. Bazen solo, bazen de koro şeklinde, saatlerce hatta günlerce bu durumu sürdürebiliyorlar.

Bu özellikler, bu ses birlikteliğinin bir “formu” olduğunu gösteriyor. Ancak “Balinalar acaba müzik kültürüne mi sahip?” sorusunu akıllara getiren tek şey sadece bu yapısal tekrarlar değil. 

Balinalar bir de kültürel aktarım yaparak bu şarkıları nesilden nesile aktarıyor arkadaşlar. Hatta zamanla kendilerine göre uyarlayıp, bu patternler üzerinde değişiklik yaparak geçmiş nesillerden gelen şarkıları yeniden yorumluyorlar yeniden düzenliyorlar.

Bu kültürel aktarım ve uyum, balina iletişimi için çok önemli. Örneğin, diğer balinalardan farklı frekansta (52 Hertz’te) şarkı söyleyen ve bu nedenle diğer gruplarla etkileşim kuramayan bir balinanın hikayesi var belki daha önce duymuşsunudur, 

bilim insanları tarafından yıllarca “dünyanın en yalnız balinası” olarak anıldı. Onun dramatik yaşamı, yalnızlığı bu şarkıların balinaların hayatında ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu gösteriyor.. 

Fakat daha bitmedi. Yapı ve kültürel aktarımın haricinde, bu sesleri şarkı olarak tanımlamamızı sağlayan bir diğer etken ise bu eylemin amacının tam olarak anlaşılamamış olmasıdır.

Balinaların şarkılarını hangi fayda veya nasıl bir işlevsellik için söylediklerini tam olarak bilmiyoruz. Bu bilinmezlik, “acaba bu eylemin içinde estetik bir haz var mı?” düşüncesini akıllara getiriyor. 

Elbette bu uç bir nokta, ancak şarkıların uzunluğu, kompleks yapısı ve balinaların yeryüzünün en büyük beyin hacmine sahip canlıları olması gibi etmenler göz önünde bulundurulduğunda, bu fikri düşünmeden edemiyoruz.

Belki şu konuda bir itirazınız olacaktır: “E Bu çıkarımlar kuşlar için de yapılamaz mı?”.

Elbette, kuşlarda da kültürel aktarım ve melodik aralıklar var hatta insanlar çoğunlukla , kuşların çıkardıkları sesleri insan müziğine daha çok benzetiyor. 

Bunun sebebi kuşların, tam 4’lü ya da tam 5’li gibi, bizim de müzikte kullandığımız bazı aralıkları kullanması. Ama buradaki problem, bu seslerin bizim müziğimize yakın olup olmaması değil.

Kuşların cıvıltıları, genellikle çok kısa ve belirli bir amaç taşıyor: Haberleşme, eş bulma, alan savunması gibi… Bu yüzden kuşlar için “şarkı” yerine “çağrı” tanımlaması yapmak daha doğru olur. 

Balinalar da elbette bu sebeplerden bazılarını kullanıyor ama onların ayrıldığı nokta şu: Onların şarkılarında çok fazla çeşitlilik var ve bu kadar çeşitliliğin sebebine dair en ufak bir fikrimiz yok. Bir bölgede benzer şarkılar söylenirken, okyanusun daha farklı bir yerinde şarkılar değişiyor. 

İçerisinde nakaratların olduğu, saatlerce süren, yıllar içinde tekrar tekrar yorumlanan bu şarkılar, bize meselenin sadece “işlevsellik”ten.. yani “fayda”dan çok daha karmaşık olduğunu söylüyor..

Bu konu üzerinde derin araştırmalar yapan Eduardo Mercado bu çeşitlilik hakkında şunu söylemiş.

“O kadar farklılar ki, sanki bir müzik türünden diğerine geçmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Herhangi bir yılda balinalar tamamen farklı ses motiflerini kullanıyor.”

—-

Peki o halde gelin şu zor soruyu yanıtlamaya çalışalım. Biz neye müzik diyoruz? Bir insani faaliyet olarak, sanat olarak müzik dediğimiz şeyin bileşenleri ne? 

Bu soruya elbette uzun uzun cevap vermek mümkün ama en basitinden bizim bir sesi müzik olarak algılamamız.. aslında şu 3 temel şey sayesinde gerçekleşiyor. 

1 –  duyduğumuz sesler arasında zamansal bir düzen hissediyoruz. (ritim)

2 –  bu zamansal düzen içerisinde duyduğumuz seslerin perde farklılıklarını algılayabiliyoruz. (tiz ya da pes olması gibi) 

3 – Yaşadığımız kültür içerisinde belirli bir ”müzikal dil” ya da “müzikal hafıza” ediniyoruz ve bu kültürel motifleri nesilden nesile aktararak tekrardan yorumluyoruz.

Öyle görünüyor ki, balinaların şarkılarında, bu üç durum da var. 

Şunun tekrar altını çizeyim, insanlık henüz, balinaların, bu kadar kompleks.. ses dizilimlerini neden çıkardıklarına dair tam bir açıklama bulabilmiş değil. 

Bugün bu konuşmayı yapabilmemizi sağlayan en büyük şey aslında bu bilinmezlik. İlerleyen yıllarda konuyla alakalı  belki yeni gelişmeler olabilir.

Ama bu hikayeyi paylaştığım insanlar bu olaya biraz soğuk bakıyor. Anlamaya çalışmak, biraz da kalıpları, egoları yıkmak, perspektifi değiştirmek ile alakalı ya…sanırım bu yüzden kimse bu konuya yanaşmıyor..

Kendi sanatımızı o kadar yükseğe yerleştiriyoruz ki bizim kültürümüz dışında olup biten şeylerle ilgilenme şansımız pek kalmıyor.

Bir diğer garipsediğim şey ise müziğin içerisinde özellikle çağdaş sanatta olup bitenleri hemen yeni müzik ve ileri müzik olarak tanımlamakta çok hevesli olan bazı fularlı arkadaşlar, iş.. bu tarz konulara gelince, nedense hemen bir savunma mekanizması geliştiriyor..

Belki de, yere göğe sığdıramadığımız ve çok yüce olarak tanımladığımız müziğin sadece bize özgü bir şey olmaması canlarını sıkıyordur. 

Fakat bu, bir başka açıdan, müziğin insanda da öte, daha evrensel ve çoğu canlıda bulunan içsel bir eylem olduğunu da ortaya koyar ki..E bu da…müziğin değerini düşürmek yerine, aksine, arttırır. Ama tabiki bu hangi taraftan baktığınızla alakalı. 

Canlılar alemine baktığınız zaman şunu görebiliyorsunuz: müzik; insanlardan çok çok daha önce, dünyada kullanılan bir iletişim biçimiydi. Biz sadece onu, tıpkı diğer her şey de olduğu gibi sadece bizim sandık..

Fakat müziği sahiplenmemiz ve sadece bizim sanmamız… belki biraz kabul edilebilir bir şey.

Ama hani daha bu davranışın sebebini bilmiyoruz belki de gelecek yıllarda açıklanır dedik ya aslında bu da pek mümkün görünmüyor çünkü ne yazık ki, bu gizemli canlıların evi olan okyanusları da sadece bizim sanıp canımızın istediği gibi kullanıyoruz ve bu durumun bazı acı sonuçları oluyor. 

Bir dönem, yoğun avlanmadan dolayı nesli tükenme tehlikesi yaşayan bu canlılar, “şimdilik” bu tehlikenden uzaklaşmış gibi görünüyor ama bu sefer de….son yıllarda sayısı gittikçe artan ulaşım ya da araştırma araçları.. çok fazla gürültü kirliliğine sebep olduğu için bu canlıları rahatsız ediyor ve, pek çok balina, şarkı söylemeyi keserek…üreme ve beslenme alanlarını terk ediyor.

Fakat videonun başında söylediğim gibi..

Balinalar yeryüzünün en büyük beyin hacmine sahip canlısı.

Dünya dışı zeki varlıkların araştırılması için her yıl milyonlarca dolar para harcıyor… belki milyarlarca ve dışarıda bir yerde hayat var mı diye merak edip duruyoruz.. 

Peki size bir soru!

Halihazırda bu dünyada bulunan zeki varlıkların yeterince araştırıldığını düşünüyor musunuz?

Sanıyorum ki araştırmak bir yana..

Onları kendi haline bıraksak bile,  bugünden daha iyi bir şey yapmış oluruz gibi duruyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir