Romantiklerin En Romantiği olarak bilinen Chopin, hayatının en büyük kırılma noktasını 2 Kasım 1830 günü yaşadı. Çok sevdiği memleketi Varşova’dan ayrılmak üzere, Viyana’ya doğru yola koyulmuştu….
Ailesini, arkadaşlarını, hocalarını arkada bırakmak bir romantik için… hele hele Chopin için başa çıkması çok zor bir durumdu..
Aklında bir yığın anı vardı… katılmaktan çok büyük keyif aldığı o festivaller, köy düğünleri ve panayırlar…Kulağında ise burada söylenen halk şarkıları, danslar ve müziğe dair her şey….
Şu bi kesin ki kendi kültürü ona çok şey öğrenmişti ve burayı çok özleyecekti… İşte Chopin… tam bunları düşündüğü sırada arabacı faytonu durdurdu…
Arkadaşları ve hocası ona veda etmek için oradaydılar ve onun için besteledikleri bir kantat’ı söylemek istiyorlardı…
Sonrasında içlerinden biri içi toprak dolu bir gümüş kupa çıkardı. Chopin bunun ne olduğunu sorduğunda, içindekinin Polonya toprağı olduğunu ve dünya üzerinde nereye gidersen gitsin, bunu yanından hiç ayırmayarak vatanını her zaman hatırlaması gerektiğini söylediler..
Chopin de memleketinden ayrı kaldığı tam 19 yıl boyunca bu kupayı yanından… piyanosunun baş ucundan hiç ayırmadı ama ne var ki, bu bir vedaydı… Çünkü dünyadan göçtüğü 39 yaşına kadar bir daha memleketine asla dönemeyecekti.
Bu yüzdendir ki ölüm döşeğindeyken kalbinin sökülmesini vasiyet ederek…bedeninin olmasa bile en azından kalbinin aşık olduğu topraklara gömülmesini isteyecekti
—
Merhaba arkadaşlar! Bugün sadece bir piyanist ya da besteci değil, duygunun vücut bulmuş hali olan Chopin’i konuşacağız.
Eğer aranızda kendine romantik diyenler varsa bu videodan sonra bu durumu biraz sorgulayabilir. Çünkü zarif giyimiyle aşırı duygusallığıyla tam bir beyefendi olan Chopin, bu konuda sınırı bayağı bir üste koyuyor.
Elbette onu fazlasıyla romantikleştiren bir takım olaylar yaşıyor hayatında Chopin ama daha doğduğundan beri zaten melankolik ve son derece içine kapanık bir mizaca sahip.
Bu mizacı bu video da zaten uzun uzun işleyeceğiz ama şimdilik en azından şu örneği söyliyim… onun öyle bir mizacı vardı ki henüz çok küçükken, bebek sayılacak yaşta annesi ona piyano çaldığında, onun fazlaca duygusallaştığını görüyor, ve tabi ki müziğe bu kadar erken yaşta bu kadar duyarlı olmasını garisiyordu…
Yani bu yönden bakıldığında aslında Chopin…koskoca bir tarih içerisinde kendi mizacı için olabilecek en güzel zamanı seçip romantik çağ’da 19. yy’da dünyaya geliyor ve müthiş işler başarıyor tabiki..
Chopin’in hayatına ve müziğine geçmeden önce Romantiklik üzerine konuşalım diyorum biraz. Çünkü bugün Chopin üzerinden Romantizm akımının… romantik çağın en temel 3 özelliğini anlatmaya çalışacağım…Tabiki müzik alanından konuşacağız. Ne demek bu romantizm.
Elbette ilk akla gelen şey, duyguların öne çıkması, hatta duyguların diğer her şeyden daha ön planda olması.
Bu anlamıyla zaten herkes tarafından biliniyor ve günlük hayatta da kullanılıyor ama biz bugün bu akımın bir başka özelliğinden de bahsedeceğiz, ki bence bahsetmemiz gereken ilk özellik bu olmalı, çünkü Chopin’i anlamak istiyorsak romantizmi anlamak istiyorsak bu özelliğini es geçemeyiz. Nedir o? Bireysellik!
Chopin her ne kadar çeşitli hocalardan eğitim görse de arkadaşlar aslında müziği kendi öğreniyor. 8 yaşına geldiğinde piyano üzerinde olağanüstü bir hakimiyet kuruyor ama bu geleneksel tarzda değil tamamiyle yeni ve kendine özgü bir teknik oluşturuyor.
Aslında bu konservatuvarlarda hoş karşılanan bi durum değil. Çünkü konservatuar yapısı itibariyle tutucu bir kurum, zaten kelime anlamı da muhafaza eden demek, konservatif…Konserve de aynı kökten geliyor…Bir geleneği koruyan, sürdüren, devam ettiren.
Bu yüzden bu şekilde bir geleneği takip edip onu muhafaza eden kurumların katı kuralları ve talepleri oluyor elbette. Ama Chopin bunlardan ayrı olarak kendini eğitip piyano üzerinde tamamiyle kendine özgü bir teknik geliştiriyor…
İşte romantizm’in en önemli özelliklerinden biri: Bireysellik Chopin için burada başlıyor.
Hatta Varşova Konservatuarına gittiği dönemde bile çok şanslı çünkü orada önemli bir hocayla tanışıyor…Joseph Elsner… o da Chopin’in durumunu hemen anlayıp onu serbest bırakıyor.. Yani klasik bir konservatuar eğitimi görmüyor Chopin…
Elbette derslerine devam ediyor fln ama ona bırakılan özgür bir alanda kuruyor dünyasını. Bu yüzden hem piyano tekniğinde hem de bestelerinde, armoni dünyasında standartları kırarak bir devrim yapıyor. İşte bu Chopin diyebileceğimiz bir karakter koyuyor ki özgünlük romantizm’in olmazsa olması…
Tonal müziğin sınırlarını zorluyor. Yani kendi özgün tarzını ararken, ve bunun için yenilik peşinde koşarken… klasik müziğin klasik armoninin biraz daha gelişmiş komplike halini oluşturuyor…Formları yeniden yorumluyor işte küçük formları alıp onları yücelterek bambaşka bir şeye dönüştürüyor, fanteziler yazıyor.
Tamamiyle hayal dünyasının ürünü hiç bir şeye bağlı kalmadan…Geçmiş besteciler bu kadar özgür değil..
Bach’ın müziğinde, hatta Mozart’ın müziğinde bir tutucu yan var, gözetilmesi gereken kurallar var belli bir üslup gelenek var…Büsbütün yeni bir şey yazmak mümkün değil..Ama Chopin’in dünyası…Daha özgür ve daha bireysel…
Tabi ki bu yönde bir değişimin en büyük sebebi, burası çok önemli arkadaşlar…toplumun kendisinin değişmesi. Şöyle düşünün günümüzde konservatuarlarda bir öğrenciye geleneğin kuralları anlatıldığında ve sınavda o konulardan sorumlu tutulduğunda çocuklar bir nevi içsel çatışma yaşıyor aslında.
E modern dünya tamamiyle özgür artık, çocuğun doğduğu bi düşüncesi dünyasını hayal edin…hatta hayattaki en önemli şeyin özgürlük olduğunu anlatıp duruyoruz…hal böyle olunca çocuğa müzik yaparken hele hele müzik yaparken şu katı kuralları gözet bakalım demek bir çelişki yaratıyor.
19 yy da dünyada bir yandan ihtilaller devrimler ayaklanmalar olurken…. işte müzik dünyasında özgür piyasalar oluşurken, dogmatik düşünceler-gelenekler zayıflarken, yani özgür insan, birey ortaya çıkıyor ve hal böyle olunca sanatta da romantizm akımını görüyüoruz. Yani bu engellenemez bir şey. Sanatta bireysellik…
Chopin bu fitili ilk ateşleyenlerden…Bizim ülkemizde ise bu bireyselleşme özgürleşme meselesi Tanzimat ile başlayacak işte Cumhuriyet ile devam edecek ama bizim hikayemiz çok farklı tabiki…
Şimdi ilk özellik olarak saydığımız bu özgün olma durumundan gelelim… iç dünyasına duygusallığına…
Varşova’dan ayrıldıktan sonra bir daha ülkesine dönemiyor dedik ve bu onun için çok üzücü bir durum. İşte Polonya’da Ruslar’a karşı bir ayaklanma başlıyor Chopin oradan ayrıldıktan sonra.. ve Ruslar bu ayaklanmayı çok sert çok kanlı bir şekilde bastırıyorlar.
Chopin de bi nevi siyasi mülteci durumuna düşüyor, dönemiyor ülkesine. İlk önce Viyana’ya sonrasında da Paris’e geçiyor ve burada devam ediyor hayatına…
Başlangıçta öğretmenlik yaparak ve ufak konserler vererek geçimini sağlamaya çalışıyor ki konser vermek Chopin’in hiç sevmediği bir şey…
bu konuya gelicez biraz sonra… ama tahmin edersiniz ki her ne kadar çok çekingen biri olsa da Chopin, yeteneği ile çok dikkat çeken biri ve kısa sürede Paris’te kendine yer edinmeye başlıyor…
Bugün dünyayı yöneten aileler arasında sık sık adını duyduğumuz ve hatta bir sürü komplo teorisine konu olmuş Rothschild ailesiyle tanışıyor ki bu Chopin’in hayatını tümüyle değiştiriyor.
Yeni öğrenciler… yüksek ücret ödeyebilecek yeni öğrenciler ediniyor ve geçinmek için konser verme zorunluluğunu ortadan kaldırıyor…
Evet Chopin’in mizacı hakkında bu kısım çok önemli…onun içine kapanıklık seviyesi çok ileri..sosyal biri değil ve kalabalıklardan kaçıyor…ve bu durum onun büyük konserlere bakış açısını çok etkilemiş…Sevmiyor konserleri..
büyük devasa konser salonlarından nefret ediyor; o, mum ışığında, sadece birkaç kişinin olduğu odalarda performans sergilemeyi tercih ediyor. Şöyle ki Paris’te geçirdiği 18 yılda, halka açık sadece 19 konser veriyor..
Hatta Chopin bu konuda biraz daha ileri gidip büyük konserlerde iyi müzik olmadığını savunuyor arkadaşlar. Ona göre müzik daha kişisel daha özel bir şey. Aleni değil…Ama bu büyük konserde ne hissettiği alakalı kendi sözü var onu söyleyelim… Şöyle diyor Chopin “Konser vermeye uygun değilim! Kalabalıklar beni korkutuyor, nefesleri boğuyor.
Meraklı bakışlarından dolayı adeta felç oluyorum ve garip yüzler tarafından dilsiz bırakılıyorum.”.
Rothschild ailesiyle tanışmak bu konuda onu rahatlatıyor hem bir yandan öğretmenlikten iyi para kazanmaya başlıyor hem de bu aile ve onun çevresine verdiği ufak dinletilerle kendi istediği şekilde performanslarını sürdürüyor…
Her ne kadar Paris’te bir yaşam oturtumuş olsa da, özellikle Varşova’dan ayrıldıktan sonra sağlık problemleri artmaya başlıyor Chopin’in…Zaten doğduğundan beri hastalığa meyilli bir yapısı var…
Ruhsal olarak işte duygusal olarak bu kadar yoğun hissetmesinin sebebi belki de fiziksel olarak yaşadığı bu zayıflık… Yıl 1838’i gösterdiğinde yani Chopin 28 yaşındayken artık çok hasta olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalıyor..
İşte sevgilisi Sand ile gittikleri Mallorca tatilinde Chopin’in durumunu kontrol etmek için gelen 3 doktor’da fazla ömrünün kalmadığını söylüyorlar… verem teşhisi konuyor..ve bundan sonra Chopin’in sağlık durumu ara ara iyi olsada artık her sene daha kötüye gidiyor diyebiliriz.
Şimdi Romantizm’i Chopin üzerinden anlatırken ne dedik onun piyano üzerindeki bireyselliği, armoni dünyasında yapmış olduğu devrim… yani özgünlük dedik… 2. olarak ve onun mizacı…duygusal, kırılgan ve içine kapanık dünyası…
Bunlara 3. olarak ekleyeceğimiz şey de neredeyse bütün romantik bestecilerde görülen ama yine Chopin’de çok net olarak hissettiğimiz milliyetçilik…Onun milli hisleri bu kadar yoğun yaşamasının sebebi biliyorsunuz ki ülkesine dönememe durumu..
bundan dolayı tabiki Paris’teki yaşamı çok büyük bir özlem ve aslında içsel bi yalnızlıkla geçiyor…
O da çocukluğunun geçtiği o günlerde… düğünlerde festivallerde duyduğu melodileri… o eserlerin yapısını tarzını eserlerine işliyor…hep aklının bir kısmını kurcalıyor bu durum…Mazurka bunun en büyük örneği ve Polonezler de tabiki..
Bu yüzden Chopin Polonya için çok önemli bir figür haline dönüşüyor ve onun bu tavrı diğer bestecilerin de halk ezgilerine nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda yeni bir bakış açısı da kazandırıyor. Çünkü, 19. yüzyıl sadece piyano başında iç çekilen bir dönem değil arkadaşlar; Avrupa’nın dört bir yanında halkların ‘biz kimiz?’ diye sorduğu, kendi kimliklerini aradığı bir dönem. Liszt, Vorjak, hatta Schumann, Brahms gibi isimler de öne çıkıyor ama dediğim gibi Chopin bu konuda da fitili ilk ateşleyenlerden…Gerçekten de romantizmin oluşmaya başladığı zamanda ortaya çıkıp bu akımın şekillenmesinde çok etkili olmuş figürlerden biri…
Elbette Chopin bu ezgileri, tek başına, olduğu gibi aktarmıyor arkadaşlar… Bugün yaşayan bir halk melodisi yok Chopin’in eserlerinde direk olarak duyduğumuz.
Ama bu kültürel mirası, yapıyı alıp, onu uzun süre kendi yaratıcı serüvenine katarak, son… özgün haline öyle kavuşturuyor. O yüzden Polonya halk ezgilerinin normalde ulaştığı kitle belliyse.., Chopin’in eserleri daha büyük bir kitleye ulaşıyor daha büyük kitlelere hitap ediyor..
Çok çalışırmış eserleri üzerinde…Zaten başka türlüsünü de düşünemiyorum…piyanonun başında yıllarca süren o aramaları yapmadan, herkesin kabul edeceği yenilikleri devrimleri yapmanız pek mümkün değil..
Zaten kendisi de “sağlığım ve gücüm elverdiği sürece kalan tüm günlerimi memnuniyetle çalışarak geçireceğim” diyor… Yani Chopin’in bu titiz tavrı öyle bir seviyedeki yazdığı etüdleri bile bir konser parçasına , hatta bir masterpiece e dönüştürebiliyor. ki aslında etütler öğrencilerin tekniğini geliştirmek amacıyla yazılan bir müzikalite beklenmeyen parçalar..
Ama Chopin için değil… Hayatımda bulduğum yazabildiğim en güzel melodi dediği eseri mesela bir etüt parçası: op.10 No:3… gerçekten de müthiş bir eser. Aranızda dinlemeyenler varsa mutlaka kulak vermeli..
Evet ömrünün son yıllarında Chopin’in hayatı hastalıkla mücadele ile geçiyor arkadaşlar… Sevgilisi George Sand da bir nevi hasta bakıcı durumuna düşüyor…
Aslında kendisi de çok önemli bir karakter George Sand hatta zamanının en ünlü yazarlarından biri…ama hakkında şunu da söylemek lazım:, bazı takıntıları olan bir insan
Toplumun muhafazakar önyargılarını yıkmayı kendine görev edinmiş biri.. Erkek kıyafetleri giyiyor, erkek takma ad kullanıyor işte erkeklerin bulunduğu ortamlarda sigara tüttürüyor fln…bunlar onun zamanı için çok aykırı hareketler…E tabi dikkat çekiyor Sand..
ayrıca çocuklu ve boşanmış birisi.. ama buna rağmen aşk hayatına dair dedikoduların ardı arkası kesilmiyor… Chopin’le de problemli bir ilişkileri var zaten..İşte Mallorca’ya gittikleri zaman Chopin’in sağlığı iyice kötüye gidiyor ve Sand ister istemez Chopin’i bi çocuğu olarak görmeye başlıyor..İşte “çip çip” diye çağırıyor onun zayıf ve cılız görüntüsünden dolayı…
Fakat her ne kadar bir şekilde ilişkilerini kör topal idare etseler de.. bi yerde ipler kopuyor ve Sand 9 yıl süren bu ilişkiye son verme kararı alarak ve çok acı bir mektup ile Chopin’den ayrılıyor arkadaşlar ve kendisine hemen yeni bir yol çiziyor….
Ama Chopin’ gelince zaten o çok hasta ve…yeni bir gelecek göremiyor kendisi için… bu çok normal… George Sand’dan ayrılıktan sonra da tekrar tekrar bozulan sağlığı ile mücadele etmekten de vazgeçiyor.. ve beste çalışmalarını bırakıyor yavaş yavaş ve 17 Ekim 1849’da bu dünyadan göçüyor… Sadece 39 yıllık kısacık bir hayat yaşıyor kahramanımız..
Tabi ki onun hakkında en etkili hikaye vasiyeti: kalbinin sökülmesini istiyor Chopin. Bunun bir sebebi diri diri gömülmekten korkuyor olması…Hastalığı sanırım buna sebep oluyor ve bir diğer sebep ise onun milliyetçiliği…kalbinin Varşova’ya götürülmesini istiyor…
Bu isteği kardeşi Ludwika yerine getiriyor ölümünden sonra ve kalbini bir konyak şişesine koyarak Varşova’ya götürüyor… Bu kalp bir süre aile evinde tutulduktan sonra, bir kilisenin… Kutsal Haç Kilisesi’nin sütunlarından birine konuyor.. dileyenler bugün bu kiliseyi ziyaret edip Chopin’in yurtseverliğinin, romantikliğinin bir nişanesi olan bu sembolü ziyaret edebilirler..
Tabi bir de, videonun başında sözünü ettiğimiz, yıllar önce arkadaşlarının ona verdiği toprak dolusu kupa var ki… Bu da Chopin’in Paris’teki cenaze töreni sırasında tabutunun üzerine dökülerek bedeninin Polonya toprağıyla kavuşması sağlanıyor…
Evet bugün biraz fazla duygusallaştık, ama dediğim gibi zaten seviye yakalayamıyacağımız bir yerde. Bu videoda onun müziğini özgün yapan şeylerden, buna sebep olan toplumsal gelişmelerden ve onun romantizm için neden önemli olduğundan bahsetmeye çalıştım.
Biliyorum batı müziği eğitimi almamış insanlar için anlaşılması zor bir armonisi var. Elitist bir yanı da var Chopin’in içinde bulunduğu çevreden dolayı…Özellikle ömrünün sonlarına doğru yazdığı eserler dinlemesi ve anlaması kolay eserler değil. Belki bir gün eserlerini analiz ettiğimiz bir teori videosu da yaparız..
Ama umuyorum ki bu video sizler için faydalı olmuştur…Bugünlük benden bu kadar olsun…
Bir sonraki videoda görüşmek üzere diyorum..
Sevgiler..